Yazdığım bir oyunu ilk defa başka bir kadrodan izleyeceğim. İlk defa yurtdışında bir tiyatro festivaline katılacağım. İlk defa yazar kimliği ile ortalarda dolaşacağım. Oyunu oynayan kadro ile ilk defa bu festival sayesinde tanışacağım. İlk defa Afrika kıtasına ayak basacağım. Öyle işte…
…
Bu ilklerden hangisi ile başlamalı bilmiyorum. En iyisi cümle sırası ile…
Oyun benim yazdığımdan ve ilk sahnelenişinden çok daha farklı. Tunus’ta ilk oyunu izlerken yabancı bir oyunu izliyor gibiydim. İsimler tanıdık, replikler aşina ama oyun başka… Neyse ki bir tiyatro olayının yönetmen merkezli bir durum olduğuna inanıyorum. Bu yüzden oyunuma yabancı kalma durumu ben de bir şaşkınlık yaratsa da sorun yaratmadı. Kaldı ki ortaya çıkan oyun kalitesi ile altına rahatlıkla imza atılabilecek bir oyun olmuş. Ama gerçek şu: Oyunun başarısı yönetmen ve oyunculara ait. İlk defa kendi oyunumu böyle bir kadronun oynamasını şansım olarak görüyorum.
…
Tunus’ta altıncısı gerçekleşen “Festival Mediterraneen de Theatre pour Eniants” genellikle Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerin temsil edildiği bir festival olmakla birlikte bu yıl Brezilya’dan da bir ekip festivalde oyununu sahneledi. Teknik imkanları ve tiyatral etkileşim ile kazanım açısından pek değerli bulmadığım festivalin en önemli artısı bize gösterilen ev sahipliğiydi. Hem salon olanakları hem de salonda hizmet verirken çocukların yanında sigara içen görevliler genel olarak kültürlerinin bulunduğu yeri gösterdi bize. Fredick (isminin naıl yazıldığını bilmiyorum maalesef) dünyanın dört bir yanında tek başına pandomim gösterileri ve oyunları yapan bir Fransız sanatçı. Gösterisi çocuklar için anlaşılması zor bir kimlik-insan sorgulaması idi. Tunus’lu topluluğun kendi oyunlarında kuklaların güzel görünmesine rağmen sadece anlatıya dayalı iş yapmaları seyircisinin gürültü yapmasının en önemli nedeniydi. Aynı gürültülü izleme sadece anlatıya dayalı, eylemi neredeyse hiç olmayan Cezayir topluluğunun da başına geldi. Bambaşka bir dilde oynanmasına rağmen İki Bavul Dolusu çocuklarca dikkatle izlendi. Beğenildi ve hareketinden meselesi anlaşıldı. Festivaldeki diğer misafir toplulukların da hayranlığını kazandı.

…
Gezi boyunca ortalarda ne bir oyuncu ne de projenin her hangi bir tarafından tutmadan sadece yazar kimliği ile dolaşmak ise hiç bana göre bir iş değildi. Farkı sürekli fotoğraf çekerek kapatmaya çalıştım. Ekipteki arkadaşlara da sık sık oyun yazmadığımı, sahnede ve eyleme dayalı bir çalışma prensibim olduğunu ve ortaya çıkanı daha sonradan yazdığımı söyleyerek kendimi doğru anlatmaya çalıştım. Öyle işte…
…
Erzurum Devlet Tiyatrosu kadrosu ile tanışmadan önce çekincelerim vardı. Maalesef Bursa’dan tanık olduğum başka bir dünyadan konuşan ‘devlet sanatçıları’ nın üzerimdeki bu imajı bu çekincemin nedeniydi. İdarecisinden, müzisyenine; teknik ekibinden, oyuncusuna kadar Erzurum Devlet Tiyatrosu “İki Bavul Dolusu” ekibi ise sanki yıllardır Bursa’da tiyatro yaptığım arkadaşlarım kadar samimi ve bir o kadar saygılıydı. Şanslıyım ki oyununa inanarak oynayan oyuncular ve oyuna inanarak destek veren bir yan kadro tarafından oynanıyor oyun. Başlangıç için daha ne isteyebilirim ki? Teşekkürler arkadaşlar…

…
Ve Afrika kıtasında Tunus… Trafikte insanlar saygısız. Turisti kazıklamak üzerine kurulu bir sistem. Sokakları pis. Sadece deniz kenarında pahalı villa ve otellerin olduğu bölgelerde göze hitap eden güzellikler. Tunus’a giden turistlerden ikinciye giden turist oranı yüzde bir. Daha fazla ne yazabilirim ki?

…
Rutin yaşama ara verilmiş beş günlük ara. Pek çok şeyi barındıran ve bana çok şey ekleyen beş gün. Öyle işte…

9 Nisan 2009; 09:28
merhabalar nedim abi, sen yazarken inandın biz oynarken inandık bence tiyatro bu “İNANMAK” (egosuz bir dünya olmasını isterdim)SAYGILAR..:)
9 Nisan 2009; 12:28
Tamamen katılıyorum kardeş,
Her şey gönlünüzce devam etsin…