Haftada bir, salı günleri güncellenir.

17 Temmuz 2008

MUSTAFAKEMALPAŞA’DA SANATIN YAYGINLAŞMASI İÇİN ÖNERİLER

Aşağıdaki yazım Mustafakemalpaşa Kültür ve Sanat Derneği’nin düzenlediği Anadoluda Kültür ve Sanat başlıklı sempozyumdaki konuşmamın özetidir. 

Mustafakemalpaşa’da kültür ve sanatın bu günü hakkında düşüncelerimi yazarken ve geleceği ile ilgili önerilerimde bulunurken, bu ilçede yaklaşık dört yıllık çalışmamın ardından tecrübe edindiğim çocuk ve gençlerle tiyatro ile  – asıl sahnelemesine yakın bir anlayışta sahnelenen- halk tiyatrosu üzerine düşüncelerimi paylaşacağım.

111114.jpg

Kültür ve sanatın bir ilçede yaygınlaşmasında lokomotif kitle: çocuklar ve gençler:

Mustafakemalpaşa’da sanat üreticisinden önce, tüketicisini incelediğimizde pek parlak bir tablo ile karşı karşıya kalmıyoruz. Özellikle Mustafakemalpaşa’da üretilen amatör yada yarı profesyonel sanat ürünlerinin (öncelikle tiyatro ve konserler) tüketicilerinin, ürünün kendisi ile değil de aracı ile bir ilişki içinde olduğunu görüyoruz. Daha anlaşılır bir ifade ile; oyunu oynayanların veya oyuna aracılık eden yapıların öznel çevreleri, sahnedeki (sergileyen) ile sahip oldukları ilişki nedeni ile salonda oturuyor. Sadece ürün ile ilgili olan tüketicinin sayısının çevre beldeleri ile birlikte yetmiş bin nüfusu aşan bir ilçede binde beşlik bir dilimde bile olması iyimser bir tahmin olabilir. Kaldı ki elit tüketici diyebileceğimiz bu gurubun da zamanla ilçenin kültür ve sanat yaşamında aldığı rolde yıpranarak sorumluluktan kaçınma gibi anlaşılabilir kişisel tercihlerini gözlemlemek mümkün.

Mustafakemalpaşa’da amatör yada yarı profesyonel sanat üreticilerinin, tüketicisini doğru yorumlaması ve hedefini doğru koymasında tüketicisini iyi analiz etmesi önem kazanıyor.

Öncelikle varılması istenilen hedef nedir?

Tüketicinin çoğunluğuna bakıldığında, tarımsal kökenli, geleneksel çizgilerin çok belirgin olduğu orta yaş ve üstü bir gurup ile önceki kuşaklar ile aralarındaki algılama farkının epey fazla olduğu bir genç kuşak var. Ve tabii ki sanat açlığı içinde olmayan bir çoğunluktan bahsediyoruz. Peki bu çoğunluğun kendisi bir dönüşüm talebi içinde mi?  Sanat bu çoğunluğun öncelikli meselesi mi? Ve en doğru hamleler ile planlansa ve gerçekleşse bile sanat dönüştürücü bir güç olur mu bu kitle için. Peki nasıl insanlara dönüşeceğiz hep birlikte? Kahvelerde kitap okuyan, mahalle aralarında sokak tiyatrosu yapan, konserler, sergiler ile günlerini geçiren insanlara mı? Ve ev gezmelerinde edebiyat tartışmaları yapan kadın günlerine mi tanıklık edeceğiz?

Tabii ki hayır.

Bu noktada halk ile doğrudan ilişki kurabilen halk tiyatrosu – bu konuya yazının ikinci bölümünde değinilecek- ile çocuk ve genç kitlenin hedeflendiği çalışmalara odaklanmak yerinde olacaktır.

Öncelik de bir ilçede çocuk ve gençlerin sanatsal etkinliklerde bulunması ve bu çalışmaların sürdürülebilir kılınması olmalıdır.

İşte bu noktada yerel egemenlerin (seçilmiş ve atanmışlar ile sivil toplumcular) sorumluluğu devreye giriyor. Bir kültür merkezinin tahsisine veya sokakta yada bir okulda yapılacak gösteriye onay verecek makamların yerel sanatta kilit rol oynadığını söylemek yanlış olmaz.

Şimdi üç temel unsur yan yana geldiğinde yani sanat tüketicisi, sanat üreticisi ve aracı (daha doğrusu belirleyici) yerel egemen; bu gün Mustafakemalpaşa’da sanatın eleştirel ve dönüştürücü işlevinin yerine getirilemeyeceği karamsarlık olmaz. Olsa olsa bu gerçekçiliktir.

İkibinli yıllarda koyduğumuz bu teşhisten sonra yaşadığımız ilçeye olumlu yaklaşımlar geliştiremez miyiz peki? Mustafakemalpaşa Cumhuriyet’in 100. yılında nasıl bir kültürel ve sanatsal olgunun içinde olacaktır. Olmalıdır? Bir parçayı bütünden ayrı düşünemeyeceğimizi hesap edersek öncelikle Cumhuriyet’in 100. yılında Türkiye’de bu alanda neler olabileceği sorusunu da sormalıyız.

Yerel yönetimlerin kültür ve sanat alanında güçlendirilmesi atılması gereken ilk adımdır.

Öncelikle de yüzlerce, binlerce çocuğun ve gencin faydalanabileceği sanat atölyelerini barındıran tesisler yapılmalı, bu tesisleri yönetecek profesyoneller ve alanlarında uzman eğitmenler ile bu atölyeler yürütülmelidir.

Bu atölyelere fayda açısından baktığımızda; çocuklar ve gençler için sanatsal sadece boş zaman etkinliği olarak değerlendirilmemelidir. Sanatsal uğraşılar süreci içerisinde çocuk ve genç kendini ifade etme şansı bulur iken, sergileme sürecinde ise kendine güven gibi çok önemli yararlar edinmektedir.

Devlet ve çocuk ilişkisi, yetişkin ve çocuk ilişkisi incelendiğinde kırılması güç totaliter bir yaklaşımı görmekteyiz. Eğitim sisteminde, aile eğitiminde; çocuğun sorguladığı, yaratıcılığını kullanabildiği kendini ifade alanları bulamamaktadır veya sınırlı bulmaktadır. Yada sadece okul ve ailesi ile geçirdiği zamanlar dışında dar zamanlara sığmaktadır.

Yerel seçilmiş ve atanmışların da totaliter yaklaşımın en önemli aktörleri olduğu düşünülürse, tesislerin ve finansal düzenlemelerin yapılmasının yeterli olamayacağı önemli bir gerçektir. Yerel egemenlerin kültür ve sanat alanında geniş açılı düşünmesini beklemek yerine –makro düzeyde Ankara, mikro düzeyde Mustafakemalpaşa- bu alanda profesyoneller ile çalışmayı tercih etmesini beklemek daha yerinde bir beklentidir.

Peki yerel egemen, esmer vatandaşların eğitim ile ilgili sıkıntılarını tartışan bir sanat ürününe yada Türkiye’nin her yerinde sıklıkla görülen çocukta cinsel istismar gibi bir meselenin ele alındığı bir sanat ürününe nesnel bir yaklaşımda bulunabilir mi? Sanat’ın eleştirel hatta sorgulayan ve belki de yerel egemeni zorlayan işlevi ne kadar yerine getirilebilir.

Mustafakemalpaşa Belediyesi’nin son beş yılında Kültür ve Sanat’ı birim olarak, sonrasında da müdürlük olarak yöneten tüm yetkililerin uzmanlıklarının farklı alanlarda olduğu görülmektedir. Bu kişiler tüm çabaları ve iyi niyetleri ile çalışsa dahi doğru analizler yapabilme ve yukarıda bahsedilen totaliter yaklaşımların kıskacından bağımsız karar verebilme vizyonuna sahip değildirler.

İlk bölümü özetlemek gerekirse, 2023’de Mustafakemalpaşa’da kültür ve sanat alanında; öncelikle çocuk ve gençler için sanat atölyelerinin yapılması, profesyonellerce çalışmaların yürütülmesi, kültür ve sanatın altyapı kadar değerli bir ihtiyaç alanı olduğunun farkına varılıp yeterli bütçenin oluşturulması ve en önemlisi yerel egemenlerin kültür ve sanata nesnel yaklaşımlar gösterebilmesi –sanatın özgür dilinin benimsenebilmesi-  varılacak hedef olarak görülmelidir.

22227.jpg

2. Geleneksel Türk Tiyatrosu ile Mustafakemalpaşa çevresinde edinilen tecrübeler

Köylerde tiyatro fikri çocuklara yönelik okul bahçelerinde yapılan oyunlar ile filizlendi. Mustafakemalpaşa Kültür ve Hizmet Vakfı var iken bu vakıf bünyesinde “Kuş Göç Yolları” isimli oyunumuz -köylerde oynanması konu itibari ile oldukça yararlı bir oyun- ile köylerde tiyatro yapmaya başladık. Ve Mustafakemalpaşa çevresinde beş yada altı oyunluk bir tecrübemiz oldu. Daha sonra Mustafakemalpaşa Belediyesi Bölge Tiyatrosu bünyesinde bir çocuk oyunu sahnelemeyi planlarken çocuklara Geleneksel Türk Tiyatrosu tipleri (Kavuklu, Pişekar, Çelebi, Denyo) ile bir hikaye anlatıp anlatamayacağımızı sorguladık. Ve provalarda bu tiplerin çocuklar için çizgi film tadında bir izleme lezzeti verdiğini fark ettik.  Andersen’in Kral Çıplak isimli masalını kendi kültürümüze adapte etmeye karar verdik. Ve halkın parasını kendi hırsı için harcayan Kral’ı Muhtar’a dönüştürdük. Hikayenin önemli tüm kişilerine ortaoyunu tiplerinden karşılık bulduk. Oyunu seyirciye açık tuttuk ve izleyiciyi de halk olarak oyuna katılımcı yaptık. Ve oyun tam da Ortaoyununun doğasına uygun olarak açık biçimde seyirciye açık hale gelmiş oldu. Sahneleme aşamasına geldiğimizde oyunu köy meydanlarında özünden farklı olarak yükseltide (römorklardan oluşturduğumuz sahnede) oynadık. Seyirci ise neredeyse özüne uygun bir izleme ile pek çok köyde haremlik selamlık izlemede bulundu. Ortaoyunun kendi zamanında gerçekleşen uygulamasında kadınlar oyunu kafes denilen bir paravanın ardından izlermiş.

Farkında olmadan önemli bir keşif yapmış olduk. Oyunun yazarı ve yönetmeni Özgürtürk Çalık tamamen çocuklar için hazırladığı oyununun köylerde yetişkinler tarafından da büyük bir ilgi ve beğeni ile izlendiğini fark etti. Üstelik oyun sonu köylü ile yapılan sohbetlerde oyun içindeki egemenin (hikayede kralın karşılığı muhtarın) kendine çalışması ile ilgili oyunun temasına çok yerinde tepkiler verdiğini gördük. Biçim açısından tiyatro çevresine, içerik açısından ise öncelikle izleyicisine önemli mesajlar veren bir buluşumuz olmuştu.

Yarı profesyonel bir kadro ile gerçekleştirdiğimiz bu çalışma iki yaz sezonunda Mustafakemalpaşa çevresinde bir düzineye yakın köy ve belde de sahnelenmişti. Ve bu çalışmanın sesi çok hızlı bir şekilde ilçenin sınırlarını aşmıştı. Daha sonra oyun yapılan özel davetlerle Harmancık ve çevresinde, Nilüfer Belediyesi köylerinde de oynanmış ve hemen hemen her köyde büyük ilgi ile karşılanmıştı.

Peki bu ilginin nedeni sadece köye bir tiyatronun gelmiş olması mıydı? Yoksa ürünün kendisi hem biçim hem içerik olarak gerçekten köylü ile ilişki kurabilmiş miydi?

Daha sonraki yıllar Nilüfer Belediyesi desteği ile köylerde oynamaya devam ettim. Farklı biçimlerde oyunlarla da köylerde izleyicinin karşısında oldum. Net bir biçimde söyleyebilirim ki oyunun içeriği (seyircinin kendinden görmesi ve sahnede konuşulan dilin kendi diline yakın olması) nedeni ile ortaoyunu ile çok ciddi bir ilişki kurmuştur. Bunu diğer halk tiyatrosu biçimleri meddahlık ve gölge oyunu için de söylemek mümkün olabilir.

Birinci bölümde tüketici diye bahsettiğim bu bölümde izleyici diye bahsettiğim sanat ürününün iletildiği çoğunluk kitleye nasıl ulaşılabileceği Mustafakemalpaşa’da deneyimlenmiştir. Ve hatta Mustafakemalpaşa içinde mahallelerde müstakil evlerin bahçelerinde, arsalarda bu oyunun tıpkı köylerde oynandığı gibi oynanması planlanmış fakat bu plan hayata geçirilememiştir. Halk tiyatrosunun sahneleme biçiminde sadece bir meydana ve inanların rahat izleme imkanına sahip olması yeterlidir. Işık ses vb teknik imkan yada imkansızlıklar ise detaydır.

Tahmini yetmişbin nüfusun önemli bir kısmının ilgisini çekecek bir halk tiyatrosunun seyirci sıkıntısı olmayacaktır. Ve zamanla (sürdürülebilirlik tıpkı çocuk ve gençler için önerdiğim çalışmada olduğu gibi burada da çok önemli) bu halk tiyatrosu sayesinde seyirci ile önemli bir köprü atılmış olacaktır. Halk tiyatrosunun karakterlerinin karikatür duruşları kendi dönemlerinde olduğu gibi günümüz insanına da çok temel eleştirileri tatlı sert bir mizahla yapabilir. Belki de birinci bölümde değindiğim sanatın özgür dili ile tartışılması gereken eğitimde ayrımlar, politik kayırmalar ve bunun kurumlara sızması, kuşaklar arası artan iletişimsizlik, kadına dönük ayrım vb. pek çok konuyu da sanatçı yada sanat ekipleri bu özgür biçim sayesinde tartışma olanağı bulabilir.

Buradan şu sonuca yaklaşabiliriz.

  • Büyük kitlelere ulaşmak ciddi bir organizasyon ve zaman meselesidir. Bunun organizasyonu da uygulaması da profesyonellerce yürütülmelidir. Bu da bütçe demek, donanım ve imkan temin etmek demektir.
  • Ayrıca zor olanı bu donanımı ve imkanı temin edenin bir yandan da sanatın özgür diline müdahil olmaması ve halk tiyatrosunu yapanı özüne uygun olarak özgür bırakmasıdır.

Bu gün tiyatro çevresi hala Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun konumunu tartışmaktadır. Gözden kaçan nokta bunun halktan uzakta akademik düzeyde tartışılıyor olması ve bu alanla ilgili tüm denemelerin de sahneye yada bir gösteri boyutunda Ramazan etkinliklerine sıkışmış olmasıdır. Mustafakemalpaşa’da yapılan çalışmalar bizzat sahasında göstermiştir ki biçim olarak da hikaye olarak da pek çok şey denenebilir, fakat özünden kopmadığı sürece geleneksel oyunların seyircisi alıcı olarak hazırdır. Yeter ki gelenekselin uygulayıcıları içinde bulundukları dar alandan çıkabilmeyi becersinler.

Gönül ister ki Cumhuriyet’in 100. yılında Mustafakemalpaşa’da kurumsallaşmış bir hatta birden fazla halk tiyatrosu bulunsun. Bu tiyatroların tek işi köylerde, mahallelerde izleyicisi ile buluşmak olsun. Ve izleyicisini bir yerlere taşıyabilecek, yeri geldiğinde yerel elitlerin tartışmaya cesaret edemediği konuları bir sirk aynasından onlara tutabilsin.

Bu hayal de tıpkı çocuk ve gençler için kurulan hayaller kadar uygulanabilir geliyor bana. Bu hedeflere çok inanıyorum, bu hedeflere ulaşılamayacağını bilmeme rağmen.

Nedim BUĞRAL

2008 - Bursa

 

 

 

 

 

Bu Yazıyı Paylaşın

Yorum Ekle

XHTML: Kullanabileceğiniz taglar: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>



Takvim

Temmuz 2008
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Haziran   Ağustos »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Kapat
E-posta ile paylaş