Haftada bir, salı günleri güncellenir.

14 Ağustos 2007

ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ OYUNCULARINA AÇIK MEKTUP

Aşağıdaki yazım U.Ü. Oyuncularından Özge ile yaptığım yazışmalardan biridir. Yeni bir sezon öncesi Uludağ Üniversitesindeki arkadaşlarla paylaşmanın yerinde olacağını düşündüm. nedimbugral@gmail.com

Sevgili Özge;

Geçen yıl Özer ile sabaha kadar tartışmıştık. Konu salonda yapılan tiyatronun samimiyetsizliği üzerineydi. Sahnedekinin samimiyetsiz olduğu, seyircinin de düşünce ile pek işi olmadığı bir alışveriş üzerine konuşmuştuk.

Salonun oturmuş kurallarını yıkıp tiyatroyu salonun dışında HER YERDE yapmaktan bahsetmiştim. Düşünceyi harekete geçirmek için şoklara ihtiyaç duyduğumuzu ve bunun gibi olgunlaşmamış düşüncelerimi iletmiştim.

Şimdi sloganımız belli: Her yerde, herkese, her zaman tiyatro.

***

O günden bu güne ben tiyatro nedir sorusundan çok, nasıl yapmalıyım sorusu ile daha çok ilgileniyorum.

Anlatacaklarım var, bunun için tiyatroya ihtiyaç duyuyorum. Anlatmayı seviyorum bunun için de gereksinmem var tiyatroya. Zamanında bir şekilde başladım ve bırakmadım, demek ki sevmişim bu işi.

Tiyatroyu kutsallaştırmıyorum. Özellikle insanların tiyatroyu kutsallaştırmasına da sinir oluyorum. Bu kutsallaştırma işini de en çok tiyatrocular, bir de öğretmenler yapıyor. Her iki mesleğe de oldukça temkinli yaklaşıyorum, ve bunu söyleyenlerin ezbere bir fikri ilettiğini düşünüyorum.

***

Peter Brook’un “Boş Alan” isimli kitabında şuna yakın bir şey söylüyor;

Birileri politik hedeflerle, birileri para kazanmak için, birileri sosyal hedeflerle, birileri kendileri için tiyatro yapıyor. Uzun zamandır tiyatro yapma niyetleri farklı ve bu parçalanmışlık durumu böyle de devam edecek.

***

Özer ile o geceki konuşmamızdan bu yana salonda yapılan işlere karşı sert olan bakışım biraz daha yumuşadı. Birileri salonda poz kesecek. Bazıları sadece elite yönelecek. Bazıları öncü olacak belki de anlaşılmayacak. Birileri gelenekçi olacak. Sokakta, mahalle aralarında da birileri olacak.

Bu durumda benim anlayışımın dışındaki tiyatrolar ile alışverişim devam edecek. Bazı şeylerden etkileneceğim, bazılarına karşı dururken kendi görüşümü kuvvetlendireceğim. Öyle ya da böyle diğerlerinden besleneceğim.

AMA,

Seyircisini yok sayan, tanımlamayan, hedefini ondan ayrı çizen ve niyetinde seyircisine karşı samimi durmayan tiyatrolara her geçen gün tahammülsüzlüğüm artıyor.

***

Tüm insanların iyi eğitildiği, tiyatroyu müziği, resmi yorumlayabilen, evinde sürekli kitap okuyan insanlardan oluşmuş bir dünya hayal edemiyorum. Bana çok sıkıcı görünüyor.

Üstelik Özge, sen benim avam izleyicimi ortadan kaldırıyorsun!

***

Benim için; Madonna’nın yüksek teknoloji ile süslenmiş bir konserinden çok daha fazla keyif verir; sokak çalgıcılarının yaptığı müzik, oluşturduğu atmosfer.

İnsanların arasına karışmış bir sokak gösterisi, bir pandomim gösterisi vb. bir performans, insanlara zorla dayatılmayan kendi tercihleri ile ilişki kurabilecekleri samimi işler daha çok ilgimi çekiyor.

Ama birilerinin de Levent Kırca’nın sahneye helikopter indirdiği oyunlar ilgisini çekecek. O kişide sahneye inen helikopteri orada olmayanlara anlatacak ve buna tanıklık ederek beklediğini almış olacak.

***

Şu ana kadar kendimden hareket ettim. Şimdi topluluğa dair görüşlerimi açıklamak istiyorum.

Eskilerin, kulübe yeni gelenleri sadece teatral anlamda değil, kültürel anlamda da eğitmek ile sorumlu hissettiğinden bahsetmişsin.

Üniversiteye Türkiye’nin dört bir yanından insanlar geliyor. Topluluğunuza da. Bunların her biri ayrı ayrı karaktere sahip insanlar. Ve hemen hemen aynı yaş guruplarındasınız. Siz de en geniş tanımı ile üniversiteli gençliksiniz, yeni gelenler de.

İnsanları kültürel anlamda eğitmek sizin işiniz mi olmalı? Şimdi içinizde yetkin birileri olabilir belki ama her zaman olacak mı?

Eğer topluluk anormal zamanlar yaşamıyorsa (bizim dönemimizde bitme noktasına gelmişti) topluluğu da kutsallaştırmanın da bir anlamı yok.

Önemli olan topluluğunuzun bir politikasının olabilmesi. Genel anlamda uzun yıllar sürdürülebilir hedefleri olmalı. Sizin var olduğunuz yıllar için bu hedefler etrafında planlama yapabilirsiniz. En önemlisi de kültürel anlamda eğitmek ile sorumlu hissettiğiniz insanların -konuştuklarını kendilerinin bile anlamadığı bir yabancılaşmaya vardırmadan- bu politikayı kavratmalısınız.

Bu günkü kavrayışım ile kulüpte olduğumu düşünelim. Şu an yapmaya devam ettiğim işleri (köylerde oynamak, öteki izleyiciye yönelmek) elbette bunları kulüpte yapmazdım. Muhtemelen arayan bir topluluk olmayı savunurdum. Salondaki pek çok tabuyu yıkmayı araştırmak, yerine koyacak şeylerin peşine düşmek olurdu hedefim. Başka biri sentezleyen bir anlayışta olabilir. Birileri daha gelenekçi. Bu topluluğun güzelliği de 40 ya da 60 kişinin aynı şeylerin peşinden gitmemesi. Farklılıklara açık olabilmesi. Öbür türlüsü çobanlar ve sürüleri olur. Kişileri dönüştürmek yerine, özendirmek ve hedeflenen dönüşümü doğal bir sürece bırakmak en doğrusu. Topluluk anormal günler yaşamadığı sürece içindeki çok sesliliği korumalı.

Çok tekrarlamış olacağım ama ben kişilerin üzerinden hareket etmeye muhalifim.

***

Üniversite içi izleyiciniz ve üniversiteler arası buluşmalar elbette ki önceliğiniz ve hedefiniz olmalı. AMA;

Kısa oyunlarınızı birkaç lise sahnesinde, kültür merkezlerinde seyirci kaygısı gütmeden (nicelik olarak) oynayabilirsiniz. Bu oyunların size dönük de bu coğrafyaya dönük de faydası olur. Bu yıl oynadığınız kısa oyunlardan sokakta oynanabilir olanı Bursa sokaklarına da inebilirdi. Sadece festivallerde ve belli meydanlarda yapılan bu tip işlere iyi bir alternatif olurdu. Siz bu cesarete sahipsiniz.

Bursa’nın içinde bulunduğu tiyatro atmosferi Bursa’nın bir ayıbıdır. Bu durum hepimizin suçudur. Önceliğiniz olmamakla birlikte bu şehirden kopuk, bu şehirle meselesi olmayan, bir şekilde bu şehrin insanlarına değme çabası göstermeyen bir üniversite tiyatrosu bu günkü koşullarda çok lüks. Önceliklerinizi ve hedeflerinizi şaşırmadan; başka yapılarla da işbirliğine girerek Bursa’da daha çok varlığınızı hissettirebilirsiniz.

Bu Yazıyı Paylaşın

Yorum Ekle

XHTML: Kullanabileceğiniz taglar: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>




Kapat
E-posta ile paylaş