Aşağıdaki yazım Mustafakemalpaşa Kültür ve Sanat Derneği’nin çıkardığı Patikalar isimli dergide yayınlanmak üzere kaleme alınmıştır.
Yaz aylarında tiyatro uykuya çekilmiş gibidir. Tüm seyahatler, koşuşturmalar, insanlar ve insanlar yoktur. Salonlar sessizliklerinde biraz önceki kalabalıktan kulağınıza kalmış insan gürültülerini fısıldar gibidir. Tatlı bir sessizliğin içinde boş ve loş salona bakmak müthiş bir keyiftir. Bir de o salonda güzel bir akşam geçirttiyseniz, en son çıkan olmak büyük gururdur.
Benim tiyatrom ise Haziran aylarında uykusuzdur. İçinde yorgunluk vardır, çünkü içindekiler bir sezonu bitirmiştirler ve salondan gururla çıkmak istemektedirler. Benimle birlikte tiyatro yapanlar bir nefes alıp tekrar kulaç atmak istemektedirler yeni sezonda. Fakat o nefesi almaya vakit bulamazlar.
Nefes alamazlar çünkü;
Tiyatromun yapacak işi vardır.
Gideceği köyler, sokaklar, hatta tarla kenarı çadırlar vardır oynayacak.
Elinde kuru ekmek, ayakları çıplak,
Ama gözleri çakmak, esmer çocuklar vardır. Derisi yanmış, tozlanmış çocuklar. Biraz ilerde yaşayan köylünün bihaber olduğu çocuklar vardır. Köyün içindeki oyun parkına bir kere bile girmemiş çocuklar vardır. Neden o oyun parkına girmedikleri, neden kendi çocukları ile arkadaşlık yapmadıklarının sorgulanmadığı çocuklar vardır.
Kitap okuyor musunuz? diye sorduğunuzda ellerinde iki kitap olduğunu heyecanla anlatan, gözleri içi gülen kız çocukları var. Yılın sadece dört ayı okula gidebilme fırsatı olan ve onda da belki okula gidebilen çocuklar var yanı başınızda. Onlara bir tiyatro oyunu oynamayı hor gören, onlara çocukmuş gibi davranmayı çok gören bir sürü kelle avcısı var her yanınızda.
Musa var Üçpınar köyünde. Aradan üç yıl geçtikten sonra köyüne tekrar oynamaya gittiğimiz Musa. Beni ve Kavuklu’yu hemen hatırlayan, oyunun kritik detaylarını zımba gibi yanıtlayan Musa. Büyüyünce ne olmak istiyorsun diye sorduğumda tamirci olacağım diyor. Köyünüzde üniversite okuyan olmuş mu diye soruyorum. Yok diyor. Sen hedefini yüksek tut mühendis ol diyorum. Mühendis ne diyor. Sen okuyacaksın Musa sen akıllısın diyorum. Tamam diyor.
Işık var yaz atölyesi kurduğum büyük bir sitede öğrencim olan. Bazen havuzdan çıkarak ıslak saçlarla koşa koşa geliyor çalışmalara. Her defasında yanında kostüm – aksesuar getirip bağışlıyor drama atölyemize. Her zaman gülüyor. En sıcak, enerjisiz zamanlarda bile varlığı çalışma azmi veriyor bana. Babası mühendis. Işık Musa’dan beş yaş küçük. Işık daha çok şey biliyor. Daha çok şey görüyor.
Benim tiyatrom daha da nefessiz kalacak önümüzdeki günlerde, önümüzdeki aylarda ve yıllarda.
Çünkü çocuklara çocuk gibi bakmayan, bakamayan insanlar tanıdım etrafımda. Ambalajlarına göre çocukları raflara ayırmış zihniyetler gördüm bu son günlerde. George Orwell’in Hayvan Çiftliği’ndeki o meşhur cümlesi geldi aklıma. Bütün hayvanlar eşittir, ama bazıları daha da eşittir!
Haziran ayındaki çocuk manzaraları geldi gözümün önüne. Işık, Musa, ismini öğrenemediklerim ve köylerde-cezaevinde beni izleyen çocuklar.
Bütün çocuklar eşit, ama bazıları daha da eşit.
Benim tiyatromun nefes almaya vakti yok.
Benimle tiyatro yapanın da.
Bu Yazıyı Paylaşın