Aşağıdaki yazıda, 20 Temmuz 2007 tarihinde Bursa E Tipi Cezaevi’nde sahnelediğimiz “Bizden Değilsin” isimli oyunumun organizasyonunda edindiğim izlenimlerim kaleme alınmıştır. nedimbugral@gmail.com

Bu güne kadar farklı oyunlar ve ekipler ile pek çok turne yaptım. Alternatif oyun alanlarında oynadım. Oyun sahneleyeceğim yerde beni neyin beklediğini merak ettiğim çok oyunum olmuştur. Fakat ilk defa bir cezaevinin içinde oyun sahneleyeceğim için çok daha farklı idi Cuma günü kafamdaki sorular. Önyargılarla doluydu. Genelde tersi olur. Oyun oynayacağınız yer ile ilgili hep olumlu hayaller ile gidersiniz ve çoğunlukla bu hayaller gerçeklerle erozyona uğramış bir şekilde yer değiştirir. 20 Temmuz Cuma günü ise bunun tersi oldu.
Bizden önce Bursa’da kurumsallaşmış tiyatro ekiplerinin tamamı burada oyun oynamış. Cezaevinin sahnesi koşullarına göre gayet iyi. Bursa Devlet Tiyatrosu, Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, Nilüfer Yerel Gündem Kadın toplulukları burada oyunlarını sahnelemiş. Bizden üç gün önce de Tofaş Fabrikası Tiyatro Topluluğu aynı sahnede oyunlarını sahnelemiş. Bunun dışında cezaevi hükümlülerinden oluşmuş bir kadro da beş yıldır aralıksız tiyatro oyunu sahnelemekte kendi salonlarında. Tiyatro topluluğunun başında ise beş yıldan beri aynı isim var: Ertuğ BAYRAKTAR.

Sahneye girene kadar geçtiğimiz güvenlik işlemlerinin şaşkınlığını yaşamaktayken esas şoku içerde seyirci profilimiz üzerine konuşurken yaşadık. Telefonda çocuklar diye tanım yapan cezaevi öğretmenleri bununla yaşları 12 ile 17 arasında değişen genç bireyleri kast etmekteymiş! Zaten 12 yaşından küçük çocukların burada tutuklu bulunmaları yasalara göre mümkün değilmiş. Ben ise tutuklu yada hüküm giymiş bayan mahkumların çocukları var ve onlara oynayacağız oyunumuzu diye düşünmüştüm, ve kabul ediyorum çok da mantıklı değilmiş düşündüğüm.
Bu yüzden kuklalar ile oynadığımız Bizden Değilsin’i sahnelemeye çok tedirgin başladık. Anaokulu ve İlköğretim ilk dönem öğrencilerinin keyifle izlediği bu oyunu en küçüğü 12 yaşında olan bu genç insanlar nasıl izleyecekti?
Sonuç korktuğumuz gibi olmadı. Oyunu ciddi bir sessizlik içinde takip etti genç izleyicimiz. Bu sessizliğin nedeni oyunu ilgi ile takip etmekten mi yoksa salonda bulunan cezaevi çalışanlarının baskısından mı kaynaklandığını merak ettim ve oyun sonrası görevlilere sordum. Kendilerinin tiyatro salonunda isteseler de baskı yapamayacaklarını, bu güne kadar konuşarak izledikleri, kendi aralarında şakalaşarak ilgilenmedikleri etkinlikler olduğundan bahsetti görevliler. Eğer böyleyse bu bizim için gerçekten olumlu bir şey. Çünkü kısmen hikayemiz, kısmen oyunu oynama biçimimiz ile onların dikkatini üzerimizde tutmayı başarmış oluyoruz bu durumda.
Bizi misafir eden cezaevi kurum müdürünün de söylediği gibi marifet bataklığı kurutmakta yani suçun oluşacağı koşulları yok etmekte. Ve ne kadar sportif, sanatsal, eğitsel çalışmalarda bulunulursa bulunulsun orası cezaevi. Oyunlarından birinde oyunda rol almış bir mahkum oyuna bir hafta kala tahliye olmuş. Oyuna tiyatro eğitmenleri Ertuğ Hoca çıkmış tahliye olan mahkumun yerine. Şu saçma soru aklıma geldi: Peki dışardan gelip bir hafta provalara devam edip oynayamaz mıydı? Kurallar izin verir mi bilmem ama askerliğim aklıma geldi. Koşarak, arkama bakmadan nizamiyeden çıkışım.

İçerde olan herkese sabır dilerim. Bu sosyal çalışmaların aktörü olan ve bizleri misafir eden tüm cezaevi çalışanlarına da teşekkür ederim. Umarım kültürel ve sportif etkinlikler konusundaki çabaları artarak devam eder.
Bu Yazıyı Paylaşın