Aşağıdaki yazım Mustafakemalpaşa Kültür ve Sanat Derneği’nin çıkartmış olduğu “Patikalar” isimli dergide yayımlanmıştır.
Dört yıldır her yaz köylerde tiyatro yapmaya devam ediyorum. Yolculuğuna önce Mustafakemalpaşa köylerinde başlayan “Elbise Sevdası”, ardından Bursa Nilüfer Belediyesi sınırlarındaki köylerde devam etti. Harmancık Kaymakamlığı’nın daveti ile Harmancık ve köylerinde de oynadık. Bir Yörük düğününün kına gecesinde eğlencenin bir parçası olduk.
Ardından “Ada” isimli oyunumuz ile yine Nilüfer Belediyesi sınırlarında geçen yaz boyunca köy meydanlarında sahne aldık. Bu yıl da “Bizden Değilsin” isimli kukla oyunumuz ile yolculuğumuz devam edecek aynı coğrafyada. Son dört yıl içinde, iki farklı oyun ile pek çok unutulması zor anlar yaşadık. Oyun oynarken sahnede yanımızda dondurma almak için sıraya giren izleyiciler! Oyun başlamasına rağmen aslında cazcılar gelecek diye bekleyip tiyatroyu yadırgayanlar! Oyunun en dramatik anında hücremize girip oyunun tüm dengesini alt üst eden koyun! Oyunu bölmemek için yatsıyı geç okuyup oyundan sonra cemaati camiye çağıran imam! Ve dahası.
Bu anları da kaleme almak ve kayıt altında tutmak isterim. Ama bu yazıda köylerde oynamaya başladığım ilk günden itibaren yanıtını tam olarak veremediğim aşağıdaki soruyu tartışmak istiyorum.
***
Neden köylerde tiyatro? Sokaklarda tiyatro?
***
Tiyatroyu yapılarına göre amatör tiyatrolar, profesyonel tiyatrolar olarak ayırdığımızda alt başlıklarında özel tiyatrolar, turne tiyatroları, üniversite tiyatroları, devlet tiyatroları, şehir tiyatroları, belediye tiyatroları vb. ayrımlara da gidebiliriz. Bu yapılar içinden Mustafakemalpaşa koşullarına en uygun düşen yapı doğal olarak karma bir yapıdır. İçinde mutlaka tiyatro profesyonellerinin bulunduğu, bunun yanı sıra oyuncu ve teknik kaynaklarını yerel yetenekler ile karşılamaya çalışan ve bulunduğu coğrafyanın ihtiyaçlarını iyi özümsemiş bir sanat politikası olan ve hedefleri olan bir topluluk var olmalıdır. Bu topluluğun kendini her kulvarda geliştirmesi; hem izleyici, hem bütçe, hem de ilçenin kültür birikimi açısından mümkün olmadığı için topluluğun derinleşeceği alanlar olmalıdır. İşte bu noktada böyle bir topluluk; bir taraftan halk tiyatrosu ile ilgili kuramsal birikim, oyunculuk çalışmaları ve tecrübeleri geliştirirken, diğer taraftan da kendi elit sanat beğenisini dizginleyip ortaoyunu/halk tiyatrosu seçkilerine cesurca girebilmelidir.
***
Mustafakemalpaşa’da düşünülmüş ama hayata geçirilememiş fikirlerden birisi de mahalle içlerinde, boş arsalarda ve bahçelerde düşük sayılı izleyici guruplarına oynamaktı. “Elbise Sevdası” iktidar sahibinin elindeki kaynakları kendi menfaatleri üzerine kullanmayı çok komik bir dil ile anlatmayı başarırken, farslarla ; çevre, aile içi şiddet, ayrımcılık, kuşak çatışması yada kültürel çatışmaya kadar pek çok temada eğlenceli bir şekilde tartışmak da mümkün olabilirdi bu sokak araları tiyatrolarda.
***
Mustafakemalpaşa’da köylerde yapılan tiyatro ulusal bir gazete (Radikal- 16 Haziran 2005) tarafından tam sayfa haber yapıldı. Pek çok dergiye konu oldu. Şimdi başlangıcı Mustafakemalpaşa köyleri olan bu çalışmaların belgesel sinemacılar birliğinden ödüllü bir belgesel yapım kadrosu tarafından belgeseli yapılıyor. Mustafakemalpaşa Belediyesi ile başlayan bu çalışma 2007 yaz döneminde Mustafakemalpaşa Kültür ve Sanat Derneği yaz etkinliği olarak tarlada çalışan mevsimlik işçi aileleri için, tarlaların kenarlarındaki çadırlara kadar ulaşacak. Bu proje için gerekli girişimler başlatıldı.
***
Eğer bir ilçenin kültürel olarak kalkınmasından bahsediliyorsa, kurumlar arası verimli işbirliği şart. Öncelikle de çocuk ve gençlerle çalışmaların yürütülmesi konusunda. Ve yerel entelektüellerin kendilerini yönetene yamama, belli bir elit azınlıkta beğenilme kaygılarını dizginleyip tabana bakabilmelidir. Yıllardır salon aktiviteleri konusunda alışkanlığı oluşmamış geniş bir kitleyi yaptığımız etkinliklere gelmiyor diye suçlamak yerine yukarda formüle etmeye çalıştığım gibi samimi bir anlayışta toplulukların da sokağa çıkması gerekmektedir.
Tabii bu bahsettiğimin gerçekleşmesi için yinelemekten sakınmayacağım olmazsa olmazlar, kurumlar arası kuruntusuz işbirliği, gerçekten ihtiyacı hissedilen bir kültür ve sanat politikası ve bunların ayakları yere basan uygulayıcıları.