Aşağıdaki yazım Bizden Değilsin isimli oyunumuzun prömiyerinin ardından yapmak istediğim konuşmanın yazılı hale getirilmişidir. Oyun sonrası buna fırsat bulamadım, ben de buradan paylaşmak istedim.

Dostlarım yanımdaydı, öğrencilerim, velilerim ve onların misafirleri. Gelip yer bulamayıp dönenler olmuş, merdivenlere oturup izleyenler de.
Oyun sonunda samimi bir sevgi yumağı oluştu. Bunların hepsi çok güzeldi de; keşke bir kişi daha olsaydı aramızda…
Onu bir önceki yaz tanıdım. Daha Bursa’da çalışmaya başlamamıştım. Ve o tanışıklığın bu oynadığım oyunu yazmama sebep olacağını da bilemezdim. Metin de bilemezdi.
Deniz (dostum, sitenin webmasterı) ile birlikte bir Pazar günü bisiklet ile gezmeye çıktık. Gün içinde ortalama otuz kilometre yaptık. Eve dönüş yolunda Bursa’nın Tepecik beldesinde dinlenmek için mola verdik. Köy kahvesine bir çay içmek için oturduk. Spor kıyafetlerimiz ve başımızdaki kask köy çocuklarının meraklı bakışlarına ve hatta gelip bizimle konuşmalarına neden oldu. Bir süre sonra yanımıza Metin geldi. Diğer çocuklar kendi oyunlarına çoktan dönmüştü. Metin’in elinde bir boya sandığı vardı. Boyayım mı abi diye sordu? Spor ayakkabılarımız boyanacak gibi değildi ama Metin ile sohbetimiz diğer masalarda karşılaştığından farklı idi. Bunu anladıktan sonra çok utanarak oraletimizi içti. Kim olduğunu, nereden geldiğini ve bir köyde ayakkabı boyamak gibi son derece bereketli! bir işi niye yaptığını anlatmaya başladı.
Özetle, Metin sezonluk gelen tarım işçisi kalabalık nüfuslu ailelerden birinin çok çocuğundan biriydi. Akşam eve giderken (çadır veya dam) ekmek götürmek gibi bir zorunluluğu vardı. Günlük hedefi yedi sekiz ekmek satın alabilmekti. Ve çoğu gün bunu başaramıyor, dayak yediği de oluyordu. O konuşukça biz onu sevdik, o bizim onu sevdiğimizi hissedince daha da konuştu.
Bisikletimle bir tur atmak istedi. Olur dediğimde uçarcasına bisiklete atladı ve bir tur attı. Sonra bir tur daha izin istedi. Bir tur daha. Zaman geçti. Bakkala gittik. Metin’e ekmek aldık. Bir de çikolata. Çikolatayı kabul etmedi. Hatırımız geçti de kabul etmediği çikolatayı bir lokmada indirdi midesine. Sonra biz gidiyoruz diyince, yalvarırcasına, ekmekleri annesine teslim edip hemen döneceğini, eğer izin verirsek şehirde de bir tur atmak istediğini söyledi.
İşte bunu anlatmam güç. Onbeş kilometre yolu bizim yanımzda koşarak gelmek isteyen Metin’in sadece bir tur daha atabilmek için bunu tüm kalbi ile ve yalvarırcasına söylemesini hangi dialogları yazarak anlatabilirim ki?
Köyde doğulu olduğu için köy çocuklarının kendisi ile oynamadığı, ayakkabı bayası elinde bütün gün dolaşırken yanından bisikleti ile geçen çocuklara hangi hayallerle baktığını orada kim anlayabilir, kim hissedebilir ki?
Arkadaşım Metin;
Ben bu oyunu senin için yazdım ve senin için oynadım. Belki de çok iyi yerlere varacak bu oyun. Ama bunu hiç bilmeyeceksin. O insanların senin hayallerini bilmediği gibi…
Bu Yazıyı Paylaşın
27 Şubat 2007; 22:35
Sevgili Nedim Öğretmenimiz,
Oyununuzu nefeslerimizi tutup pür dikkat izledik.Çok hoşumuza gitti.Çok mutlu olduk.Sınıfa geldiğimizde hepimiz birbirimizi koklayıp buğası biğ şey kokuyoğ diye şakalaştık.Daha önceleride kukla tiyatroları gelmişti okulumuza.Ama bugüne kadar izlediğimiz en güzel kukla tiyatrosuydu.Eğlendik,öğrendik,mutlu olduk.Size ve bu muhteşem oyunda emeği geçen herkese çok teşekkür ederiz.
Bilgehan Erman
Sevgi Çiçekleri Sınıfı Öğretmeni